Prof. Dr. Ahmet Taşağıl

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ ÇİN KAYNAKLARININ TÜRKÇE NEŞRİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Türk tarihinin İslâm öncesi devrinde Orta Asya yani doğu cephesinin muhteva açısından en zengin kaynakları Çin dilinde yazılmıştır. Türkçe yazılı kitabeler şüphesiz en değerli kaynaklardır. Ancak bilgilerin çokluğu ve teferruatı düşünüldüğünde Çinlilerin meydana getirdiği eserler ön plâna çıkmaktadır.

 

840 yılında Büyük Uygur Kağanlığının yıkılmasından sonra Türk boylarının (nüfusunun) tedricen batıya kayması, arkasından İslâmiyeti kabul eden Türk devletlerinin ortaya çıkması ve islâm kültür dairesine girilmesi neticesinde Çince kaynakların yerine Arapça ve Farsça yazılmış eserler önem kazanmıştır. Bununla birlikte sonraki devirlere âit Çin dilindeki tarihi kaynakların Türk tarihi açısından taşıdığı bilgi değeri zamanımıza kadar devam etmektedir.

 

Çin kaynakları çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmuştur. Değişik bakış açılarına göre farklı sınıflandırmalar yapılabilir. Genelde şöyle bir sınıflandırma yazılması bizce uygun olacaktır.

 

1 — Metal ve taş eserler üzerindeki yazılar

2 — Kemik ve kaplumbağa kabukları üzerindeki yazılar

3 — Klâsik kitaplar (Shan-hai chin, i-chin, Li-chi, Chu-shu, chi-nien, shu-chin, ch’un-chi’iou vs. eserleri)

4 — Hanedan tarihleri

5 — Ansiklopedik eserler

6 — Kronolojik eserler

 

Resmî hüviyet taşıyan hanedan tarihlerinden önce oluşturulan metal-taş yazıları (chin-shih hsüe), kaplumbağa kabukları ve kemik yazıları ile klâsik eserlerdeki bilgilerin çoğunluğu efsanevî olarak nitelendirilmektedir. Yine de Çin tarihindeki ilk kayıtlarla beraber Türklerin atalarına âit bilgiler efsanevî de olsa başlar. Bu bakımdan ayrı bir değere sahiptirler.

 

Ülkemizde çoğunlukla yıllık, batı ilim âleminde ise hanedan tarihi (Dynastic Histories) şeklinde tanınan eserler şüphesiz en mühim ve hacimli kaynaklardır. Yıllık ifadesi söz konusu kaynakların tam karşılığı değildir. Fakat, ülkemizde bu ifade ile kullanımı yerleşmiştir. Aşağıda görüleceği üzere yıllık bu hanedan tarihlerinin bir bölümünü teşkil eder. Diğer kısımları ise farklı karakterlerde kaleme alınmıştır.

 

Ssu Ma-ch’in (m.ö. 145-86) tarafından M.Ö. 104 yılında yazılmaya başlanıp, M.Ö. 87’de tamamlanan Shih-chi (tarihi hatıralar) ile start alan resmî Çin tarihleri, son imparatorluk Mançu hanedanı diğer adıyla 1911’de yıkılan Ch’ing imparatorluğunun resmî tarihinin yazıldığı 1927 yılında Ch’ing-shih-k’ao ile son bulmuştur. Ancak o zamanın hükümeti son tarihin dağıtımını yasakladığı için bütün Çin tarihleri 26 hanedan tarihi yerine 25 hanedan tarihi adıyla anılmaktadır.

 

Çinliler tarihçiliğe büyük önem vermişler, tarihçilik bakanlığı tesis ederek önemli devlet adamlarını bu makamın basma getirmişlerdir. Özellikle devlete âit evrakların derlenip toparlanması tarih bakanlarının emrindeki kalabalık heyetler tarafından yapılmakta idi.

 

Bütün hanedan tarihleri beş ana bölüme ayrılmıştır. İmparator yıllıkları, asil aileler, kronolojik tablolar, ilmî risaleler, biyografiler. Biyografilerin sonlarında yer alan yabancılar biyografileri ki, biz bunları kendi tarihçiliğimiz açısından ayrı bölüm olarak adlandırıyoruz, Türk tarihi açısından son derece zengin malzemeye sahip en önemli kısımlardır.

 

Resmî tarihler ciltler (chüan/volumes) halinde teşkil edilmiştir. Bir cilt 4 ile 7 varak arasında olabilirdi. 26 hanedan tarihinde toplam 4052 cilt (chüan) vardır. En küçük tarih 36, en geniş tarih ise 536 cilde sahiptir.

 

 

* Prof. Dr. Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

 

4052 cildin % 62’si biyografiler, % 211 ilmî risaleler, % 21’i imparator yıllıkları için kullanılmıştır. % 4’ü kronolojik tablo, % 2’si asil aileler için tahsis edilmiştir.

 

Hanedan tarihlerinin ilk ciltleri imparator yıllıklarına ayrılmıştır ve her hanedan tarihinde mevcuttur. Biyografiler de her tarihte kaydedilmiştir. Asil aileler dediğimiz kısımlar ise sadece üç tarihte yazılmıştır. X. yüzyıldan sonra yazılan her tarihin kronolojik tablosu vardır. Eserlerin yedisinde ilmî risale bölümü yoktur.

 

1 — İmparator yıllıkları:

Pen-chi (asıl kayıtlar) adlı başlıkta toplanan imparator yıllıkları önemi üç noktada ortaya çıkmaktadır : Kronoloji, imparator merkez (odaklı) ve devletin önemli işleri.

 

2 — Asil Aileler :

Shih-chia adı verilen bu bölüm Batı dillerine çeşitli şekillerde tercüme edilmiştir. Nobles families, maison hereditaire, genealogical register, geneological history, feodal families, honorable families, hereditary nobles.

 

Asil aileler bölümleri sadece üç hanedan tarihinde kaydedilmiş olup, feodalizmin Çin’de ön plâna çıktığı devirler için teşkil edilmiştir. Diğer devirlerdeki asil aileler biyografiler bölümü içinde zikredilmiştir.

 

3 — Kronolojik Tablolar:

Piao terimiyle gösterilen söz konusu kronolojik tablolar yatay (Horizontal) ve dikey (vertical) şekillerde görülmektedir.

 

4 — İlmî Risaleler :

İnsanî işler hakkında bilgiler verirler. İlmî risaleler, politik gelişme, ekonomik, adlî, askerî ve eğitime âit kurumlar ve kanunlar gibi konular ihtiva etmektedir. Çok sayıda tarihçinin ifade ettiği gibi Çin tarihlerinin zengin bir kısmını oluşturmaktadır. Söz konusu risalelerden 20 hanedan tarihinde konu ele alınmıştır. Astronomi hakkında 19 tarihte risale kaydedilmiş iken coğrafyayla ilgili Shih-chi haricinde her yıllıkta bilgi mevcuttur. Diğer konuların çoğunluğu törenler, müzik, resmî işler, yiyecek ve eşya, kanun (hukuk) ve cezalandırmaya tahsis edilmiştir.

 

5 — Biyografiler :

Toplam ciltlerin % 62’sini oluşturan biyografiler şahısların hayatına atfedilmiştir. Daha çok şahısların başarıları üzerinde dururlar.

 

Biyografiler tek kişilik, iki kişilik, ilaveli biyografiler olmak üzere üç şekilde ele alınmıştır.

 

Hemen bütün Resmî tarihlerin biyografi bölümlerinin sonunda yabancı kavimlere ait biyografiler vardır. Bunlar her ne kadar biyografi başlığı adı altında sıralansalar da aslında Çin’e komşuluk yapan onunla münasebete giren kavimlerin tarihinin anlatıldığı kısımlardır. Çin tarihi açısından ön plânda olmayan ancak, Türk, Moğol, Tibet, Kore ve hatta Japon tarihi bakımından birer hazine durumundadırlar. Çünkü, Çinliler komşuları vesair milletler için şecerelerinden başlayarak sosyal hayatlarına kadar ilgili bilgileri kaydetmişlerdir.

 

Resmî tarihlerin Türk Tarihi açısından değerlendirilmesi:

 

Resmî tarihlerin beş ana bölüme ayrıldığını yukarıda söylemiştik. Bu beş ana bölümün niteliklerini Türk tarihi açısından ele aldığımızda şu noktalar açığa çıkmaktadır :

 

İmparatorlar bölümlerinde Türklerle ilgili bilgiler azdır. İfadeler kısadır. «Gök-Türkler, şu tarihte şuraya saldırdı. Ya da vergi gönderdiler gibi». Bilgilerin herhangi bir derinliği yoktur. Hadiselerin gelişiminde sebep-sonuç belirtilmemiştir. Dolayısıyla doyurucu bilgiye rastlamak pek mümkün olmaz.

 

İlmî risaleler kısmında da Türklerle ilgili bilgiler azdır.

 

Esaslı bilgi biyografilerdedir. Hun, Gök-Türk, Uygur gibi başlıklar altında toplanan bu bölümlerde söz konusu Türk toplumlarının, devletlerinin ya da büyüklü-küçüklü boylarının öncelikle ortaya çıkışları anlatılır. Menşe’leriyle ilgili rivayetlere de yer verilir. Daha sonra eğer devlet kurmuşlar ise o açıklanır. Cinle yaptıkları münasebetlere özellikle büyük yer ayrılmıştır. Bundan sonra mutlaka sosyal hayatları hükümdarlarının taşıdıkları unvanlar, teşkilâtları, yedikleri ve içtikleri şeyler, evlenmeleri, ekonomik yapıları, hukukî vaziyetleri, ölü gömme vs. törenleri anlatılır. Özellikle Çinlilerden farklı yönleri belirtilir. Şayet büyük bir devlet kurmuşlarsa devletin gelişmesi, Çin’le yapılan savaşlar hakkında bahisler vardır. Siyasî hadiselerin bazen kısaltıldığı görülmektedir. Bunun sebebi bunların teferruatı Türklerle ilişki kuran şahısların biyografilerinde bildirilmesidir.

Türk ülkelerine elçi olarak giden, Türklerle savaşan ya da her hangi bir şekilde temasa geçen kişilerin biyografilerinde özellikle siyasî olmak üzere son derece doyurucu bilgi vardır. Söz konusu devlet adamları dönüşlerinde saraya rapor verdiklerinden daha sonra bu eserler yazılırken raporlardan faydalandıklarından şahıs biyografileri ön plâna çıkmaktadır. Çok sayıda savaşın ayrıntıları ve onlara âit hayat hikâyeleri yazılırken kaleme alınmıştır.

 

Bahsettiğimiz yirmi beş resmî hanedan tarihi dışında ansiklopedik ve kronolojik nitelikte yazılmış kaynaklar mevcuttur. Bunların ilk örneğini T’ung Tien (801 yılı) oluşturmaktadır. Bu ansiklopedi misal alınmak suretiyle sonraki yüzyıllarda tertip edilen Ts ‘e-fu Yüan-kuei (1005-1013), T ‘ung-chih (1150) ve Wen-hsien T ‘ung-k ‘ao (1254) hakikaten Çin tarihinin değerli hazineleridir. Aradan asırlar geçince bu eserlerin kıymeti daha iyi anlaşılmış ve sonraki tarihçiler tarafından bir çok zeylleri hazırlanmıştır. Bu eserlerin son ciltlerinde yine Çin’e komşu kavimlerin bölümleri vardır. Bu bölümler her bakımdan zengin bilgilerle donatılmış olup resmî tarihlerde mevcut olmayan son derece değerli malûmata da sahiptirler.

 

Kronoloji esas alınarak hazırlanan en hacimli kaynak Tsu-chih T ‘sung-chien (1085) ‘dir. Belki de tarihçiler arasında en çok kullanılan eser budur. Çünkü zaman problemi hemen hiç olmadığı gibi olaylar çok sade bir dille sıralanmıştır. Anlaşılabilirle problemi de sıralama takip edildiğinde ortadan kalkmaktadır. Diğer kaynaklarda mevcut olmayan çok sayıda belgeye başvurulması eserin kıymetini arttırmaktadır.

 

T ‘ai-p ‘ing Huan-yü chi ve Ti-li Chih gibi tarihi coğrafyaya âit eserler de yazılmıştır.

 

Çin tarihçiliğinin kendi problemleri

 

a) İsimlerin karışıklığı

 

1 — Şahıs isimlerinin karışıklığı

2 — Yer isimlerinin karışıklığı

 

Çinliler doğduklarında bir isim alırlar. Buna Ju-ming (Süt ismi) denir. Daha sonra başka isimler kazanırlar. Arkasından Tzu lâkab diyebileceğimiz isimler takılırdı. Bu sonradan isim ve lâ-kab kazanmalar çoğunlukla temayüz ettikleri alanla ilgili olurdu.

 

Özellikle imparatorlar tahta çıktıktan sonra hem yeni unvan alırlar, hem de saltanat devreleri yeniden başlardı ki; bu da aslında dikkat edilmesi gereken karışıklığa yol açmaktadır.

 

Yer isimleri konusunda Çin eski yer adları sözlüğü Chung-kuo-ti-ming ta-ts ‘u-tien (1930) ve Chug-kuo ku-chin ti-ming ta-ts ‘u-tien (1931) problemlerin hallinde yol gösteren önemli referans kitaplarıdır.

 

b) Zaman Eksikliği:

 

Çinli tarihçiler biyografileri yazarken tarih belirtmemişlerdir. Dolayısıyla tercümeler yapılırken olayların geçtiği tarihlerin tesbitinde güçlükler çekilmektedir. Tsu-chih T ‘ung-chien ve imparator bölümlerine müracaat etmeyi gerektirmektedir. Yine de çok sayıda hadisenin kesin tarihinin tesbiti mümkün olamamaktadır.

 

c) Hatalar Problemi:

 

Tarihî hadiselerin bazen hatalı kaydedildiğine tesadüf edilmektedir. Söz konusu hatalar diğer kaynaklarla mukayese edilmek suretiyle giderilebilir.

 

d) Kaynakların Hacmi Problemi:

 

Bazı hadiseler hakkında çok fazla malumat var iken bazıları hakkında azdır.

 

e) Kolaylaştırma Problemi

 

f) Tarafsızlık Problemi

 

g) Silip Çıkarma Problemi

 

h) İlgili alanlar

 

Chin-shih-hsüe ve Chia-ku Wen

 

i) Örnekleme Problemi

 

Türk tarihi açısından problemler :

 

De Guignes’nin 1756-58’de Çin kaynaklarına müracaat etmek suretiyle hazırladığı (Histoire generale des Huns, des Turcs, des Mogols et des autres Tartares occidentaux, Paris 1756-58) eser ile ilim dünyası Türklerle ilgili Çin kaynakları hakkında haberdar olmaya başlamıştı. Bu tarihten günümüze kadar yapılan yüzlerce araştırma ile söz konusu bilgilerin derinliğine inilmiş, bir çok problem halledilmiştir. Ancak, yine Çin tarihçiliğinin içinde kendi problemleri devam ettiği gibi Türk tarihi açısından da problemler sürmektedir. De Guignes’nin tercümelerini Rus Yakineff, Fransız St. Julien, E. Chavannes, P. Pelliot, Alman De Groot, O. Franke gibi meşhur sinologlar yeni daha doğru ve sağlam araştırmalarla takip etmişlerdir.

 

Türk tarihi açısından çok faydalı olan batılı âlimlerin araştırmalarında bazen bilgi eksikliğine veya ilmî hatalara tesadüf edilmektedir. Hadiseye ilmî açıdan bakıldığında bu çeşit hatalar normal karşılanabilir. Ancak, maalesef iki önemli noktada hatalı davranıldığı kanaatindeyiz. Birincisi barbar kelimesinde görülmektedir. Çinliler kendilerinden olmayan yabancı kavimleri özel adlarının yanında kuzeyli yabancılar, güneyli, batılı doğulu yabancılar şeklinde genel adlarla zikretmişlerdir. Kelimenin aslı Çinli olmayan kuzeyli, güneyli yahut batılı yabancılar iken batılı araştırıcılar tarafından eski barbar tanımlaması konmuş ve ilim dünyasına bu şekilde yerleştirilmiştir. Aslında Çinliler kendilerinden olmayan kavimlere barbar dememişlerdir. İkinci konu Çinlilerin hadiseleri taraflı kaydettiğinin göz ardı edilmesidir. Çinliler yabancıları özellikle Türkleri âsî, her zaman Çin’e vassal olması gereken bir millet gözüyle yazmışlardır. Çünkü kendi imparatorları göğün oğlu, tanrının yeryüzündeki temsilcisi idi. Zaten Çin de dünyanın merkezi sayılıyordu. Neticede kendi başarılarını yüceltirken Türklerin başarılarım küçümsemişlerdir. Batılı araştırıcılar bu durum üzerinde durmamışlardır. Zamanımıza kadar yapılan araştırmalarda dikkati çeken bir başka husus ilim adamlarının incelenen konuyla ilgili tek metne bağlı kalmaları diğer metinlere bakmamalarıdır. Bunun sebebi Çince metinlerde aynı konu ile ilgili farklı ve zengin malumat bulunabilmektedir.

 

Eski Türk yazıtlarının bilhassa Orhun Âbidelerinin okunabilmesi, Türklerle ilgili Çince metinlerin anlaşılabilmesinde büyük bir aşamadır. Türkçe unvan ve şahıs isimlerinin asıllarının öğrenilmesi Türkçe metinlerle Çince metinlerin mukayesesi sonucunda gerçekleşmiştir.

 

Bizans kaynakları da bazı şahıs isimlerinin doğrularının bulunabilmesi hususunda yardımcı olmaktadır. E. Chavannes’ın Documents sur les Tou-kioue Occidentaux, (St. Petersburg 1903) adlı eseri bu sahada yazılmış en mükemmel eserdir.

 

670’i takib eden yıllarda İslâm ordularının Horasan üzerinden Maveraünnehre ulaşması ve Türk boylarıyla temas etmesi sonrasında İslâm kaynaklarında Türklerle ilgili bilgiler birden geniş yer tutmaya başlamıştır. Dolayısıyla doğudaki Çin kaynakları ile batıdaki İslâm kaynaklarının mukayese meselesi ortaya çıkmıştır. Bu durum Türgişler, Kartuklar ve Uygurlar hakkındaki bilgilerin daha rahat anlaşılabilmesi için epey olumlu neticeler vermiştir.

 

Transkripsiyon problemi:

 

Batılılar Sinoloji ile uğraşmaya başladıklarından günümüze kadar Çince isimlerin Lâtin harfleriyle yazımı konusunda tam bir sistem sağlanamamıştır. Bunun sebebi Çincenin çok değişik bir ses sistemi olması ve her araştırıcının kendi diline göre karşılık bulmaya çalışmasıdır.

 

1880’lerde Sir Thomas Wade, bir transkripsiyon sistemi geliştirmiş, 1912’de H. A. Giles onun sistemini daha da ileriye götürmüştür. 1930lara doğru Wade-Giles transkripsiyon sistemi adıyla bütün dünyada yayılma imkânı bulmuştur. Ancak çok geçmeden bu sistemin eksikliklerinin olduğu anlaşıldığından bir çok Sinolog bunu kullanmaktan vazgeçmiştir. Günümüzde araştırıcıların kendi dillerine göre transkrip ettikleri görülmektedir. Ülkemizde W. Eberhard’ın öncülüğünde Sinoloji araştırmaları başlayıp gelişirken o ve B. Ögel tarafından Wade-Giles sistemi kullanılmıştır. Bunun yanında her iki âlim Türkçe okunduğu gibi yazma teşebbüslerinde de bulunmuşlardır.

 

Şahıs isimlerinin Türkçe karşılığının bulunabilmesi karşılaşılan en büyük problemlerden biridir. İsimlerin tam Türkçesi anlaşılamadığı için Çince metindeki orijinal şekilleri transkipte edilmektedir. Bu durum Çince bilmeyen okuyuculara yapılan araştırmaları sevimsiz kılmaktadır.

 

Türkçe unvanlarda da aynı güçlük çekilmektedir. Fakat, unvanların fonksiyonlarının öğrenilmesi bunların anlaşılmasını biraz olsun kolaylaştırmaktadır.

Çin dışında Orta Asya’daki yer isimlerinin Çince yazılışlarının karşılığını bulmak da önemli bir problemdir. Çinliler kendi ülkelerindeki yer isimlerinin sözlüğünü hazırlamışlardır. Ancak, Orta Asya’daki yer isimleri konusunda herhangi bir sözlük yapılmamıştır. İlim adamları muhtelif incelemelerinde son derece kıymetli tesbitler yaparak çoğu yer isminin aslını bulmayı başarmışlardır. Ancak eski devirler için özellikle kuzey Orta Asya’da geçen yer isimlerinin karşılığı hâlâ tesbit edilememiştir. Bazen tahmin yapılmaktadır. Ama kesin neticelere varmak çok zordur.

 

Yer isimleri konusunda bir başka zorluk aynı yerin Çin kaynaklarında farklı devirlerde değişik isimlerle zikredilmesidir. Bazen değişik yerlere aynı ismin verildiğine de tesadüf edilmektedir. Çinliler yabancı yer isimlerini kendi ses sistemlerine göre karşılık vererek kaydetmişlerdir. Dolayısıyla değerlendirme yapılırken hangi yer adının hangi devirde kullanıldığını da bilmek gerekmektedir. Meselâ İslâm öncesi devirlerde Taşkent’e taş ülkesi anlamına gelen Shih-kuo denirken, sonraki yüzyıllarda ismin Çince transkripsiyonu için Ta-shih-kan kelimesi kullanılmıştır. Yukarıda da bahsedildiği gibi Çinliler metinleri taraflı bir şekilde kaleme almışlardır. Resmî tarihlerde bu durum daha çok ön plâna çıkmaktadır. Savaşlarda Türklerin kazandığı zaferler küçümsenmiş, Çinlilerin başarıları büyütülmüştür. Hadiseleri çarpıtma verilen rakamlara da yansımıştır. Çin’e hücum eden Türklere âsî, yağmacı gibi isimler takılırken, barış zamanında ise vassal lakabıyla tanımlanmışlardır. Türklerin Çin’e gönderdikleri hediyeler vergi (haraç) olarak adlandırılırken, Çinlilerin verdiği vergiler hediye şeklinde kaydedilmiştir.

 

Diplomatik ilişkilerde Çinliler Türk hükümdarlarına ve ileri gelen devlet adamlarına bazen unvanlar sunmuşlardır. Bu unvan sonuçlarında Türkler o sırada Çin’den güçlü olsa dahi bağışlanma şeklinde kaydedilmiştir.

 

Özel okunuşlar da ayrı bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüe-chih’ler, Tu-yü-hun’lar, Ta-yüan (Fergana) bunlara en iyi örnektir. Yüe-chih ismindeki Chih karakteri aslında Shih şeklinde seslendirilmektedir. Sadece Yüe-chih kavmini belirtmek için shih karakteri burada Chih okunmuştur. Tuyü-hun ismindeki Yü’nün asıl okunuşu ku(vadi)’dir. Burada Tuyü-hun kavmini belirtmek için Yü şekliyle kaydedilmiştir. Ta-yüan ismindeki Yüan’in asıl okunuşu Wan’dır. Ancak, Fergana’nın Çincesi yazılırken Wan ismi özel olarak burada Yüan şeklinde belirtilmiştir.

 

Resmi Hanedan Tarihlerinin Listesi:

 

1 — Tarihi Hatıralar, Shih-Chih, M. Ö. 122’ye kadar, M. Ö. 104-87 tarihleri arasında Ssu-ma Ch’ien tarafından yazıldı.

 

2 — Eski Han Tarihi, Han-Shu, M. Ö. 206-M. S. 24, M. S. 58-76 tarihleri arasında Pan Ku tarafından yazıldı.

 

3 — Sonraki Han Tarihi, Hou-Han-shu, M. S. 25-220, Fan Yeh tarafından yazıldı.

 

4 —Üç Krallık Tarihi, San-kuo-chih, 220-280, 285-297 tarihleri arasında Ch’en Shou tarafından yazıldı.

 

5 — Chin Sülâlesi Tarihi, Chin-shu, 265-419, Fang Hsüan-ling başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

6 — Sung Sülâlesi Tarihi, Sung-shu, 420-478, 492-493 tarihleri arasında Shen Yüeh tarafından yazıldı,

 

7 — Güney Ch’i Sülâlesi Tarihi, Nan-Ch’i-shu, 479-501, Hsian Tzu-hsien tarafından yazıldı.

 

8 — Liang Sülâlesi Tarihi, Liang-shu 502-556, 628-635 tarihleri arasında Yao Ssu-lien tarafından yazıldı.

 

9 — Ch’en Sülâlesi Tarihi, Ch’en-shu, 556-580, 622-629 tarihleri arasında Yao Ssu-lien tarafından yazıldı.

 

10 — Wei Sülâlesi Tarihi, Wei-shu, 386-535, 551-554 tarihleri arasında Wei Shou tarafından yazıldı.

 

11 — Kuzey Ch’i Sülâlesi Tarihi, Pei-Ch’i-shu, 550-577, 627-636 tarihleri arasında Li Po-yao tarafından yazıldı.

 

12 — Chou Sülâlesi Tarihi, Chou-shu, 557-581, Ling-hu Te-fen tarafından yazıldı.

 

13 — Güney Sülâleleri Tarihi, Nan-shih, 420-589, 630-650, tarihleri arasında Li Yen-shou tarafından yazıldı.

 

14 — Kuzey Sülâleleri Tarihi, Pei-shih, 386-581, 630-650 tarihleri arasında Li Yen-shou tarafından yazıldı.

 

15 — Sui Sülâlese Tarihi, Sui-shu, 581-617, 629-636 tarihleri arasında Wei Cheng tarafından yazıldı.

 

16 — T’ang Sülâlesinin Eski Tarihi, Chiu Tang-shu, 618-906. 940-945 tarihleri arasında Liu Hsü başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

17 — T’ang Sülâlesinin Yeni Tarihi, Hsin T’ang-shu, 618-906, 1043-1060 tarihleri arasında O-yang Hsiu ve Sung Ch’i gözetimindeki memurlar tarafından yazıldı.

 

18 — Beş Sülâlenin Eski Tarihi, Chiu Wu-tai-shih, 907-959, 973-974 tarihleri arasında Hsüeh Chücheng başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

19 — Beş Sülâlenin Yeni Tarihi, Hsin Wu-tai-shih, 907-959, 1044-1060 tarihleri arasında O-yang Hsiu tarafından yazıldı.

 

20 — Sung Sülâlesi Tarihi, Sung-shih, 960-1279, 1343-1345 tarihleri arasında T’o T’o başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

21 — Liao Sülâlesi Tarihi, Liao-shih, 916-1125, 1343-1344 tarihleri arasında T’o T’o başkanlığındaki bir heyet taralından yazıldı.

 

22 — Chin Sülâlesi Tarihi, Chin-shih, 1115-1234, 1343-1344 tarihleri arasında T’o T’o başkanlığındaki bir heyet taralından yazıldı.

 

23 — Yüan Sülâlesi Tarihi, Yüan-shih, 1206-1367, Sung Lien başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

24 — Yüan Sülâlesinin Yeni Tarihi, Hsin Yüan-shih, 1206-1367, 1890-1920 tarihleri arasında K’o Shao-min tarafından yazıldı.

 

25 — Ming Sülâlesi Tarihi, Ming Shih 1368-1644, 1678-1739 tarihleri arasında Chang Ting-yü başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 

26 — Ch’ing Tarih Tasarısı, Ch’ing-shih-kao, 1644-1911, 1914-1927 tarihleri arasında K’o Shao-min başkanlığındaki bir heyet tarafından yazıldı.

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 79 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: